• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

SAĞDAN SOLDAN

 

             ÜŞÜTME Mİ, SOĞUK ALGINLIĞI MI, NEZLE Mİ?

Bugünlerde pek çok kişi hasta. Kimimizin burnu akıyor, aksırıyor… kimimizin boğazı ağrıyor… Kimimizin öksürmekten ciğerleri sökülüyor… kimimizin sinüziti azmış… kimimiz ateşlenmiş yorgan döşek yatıyor. Peki ama nedir bu insanların derdi? Neden ‘sonbaharı virüslerle yataklarda geçiriyoruz?’ Üşütme mi, soğuk algınlığı mı, nezle mi, grip mi, ya da ne? Üşüme ve üşütme farklı şeyler Önce üşümeden ve üşütmeden başlayalım. Üşüme, soğuğun etkisini hissetmek demek. İnsan kıyafeti ince olduğunda… elleri, ayakları çıplak olduğunda… yağmurda ıslanarak veya hava gerçekten çok soğuk olduğu için üşüyebilir. Üşütmek ise, üşüyüp hasta olmak anlamına gelir. Üşütme sonucu ortaya çıkan bu hastalık tablosu soğuk algınlığı ismiyle de bilinir. Soğuk algınlığı, bilimsel olarak üst solunum yollarında virüslerin yol açtığı bir enfeksiyon şeklinde tanımlanabilir. Buna İngilizce literatürde ‘common cold’ denir. Burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, yanması, gıcık, hafif ateş, kırgınlık… gibi belirtilere yol açar; ancak her hastada belirtilerin tümünün bulunması da gerekmez. Nezle, soğuk algınlığı ile eş anlamda kullanılır; ancak burun akıntısı, aksırma… gibi burunla ilgili belirtilerin ön plânda oldu durumlar için daha uygun bir terimdir. Çünkü, nezle soğuk algınlığı tablosunun elemanlarından sadece biridir. Soğuk algınlığı, burun belirtileri yani nezle olmadan da, mesela kırgınlık, halsizlik, hafif ateş, boğazda yanma ve gıcık… gibi belirtilerle de seyredebilir. Burada bir parantez açıp nezlenin alerji ile ilgili burun şikayetlerini tanımlamak için de kullanılan bir terim olduğunu hatırlatalım. Yanlış anlamalara yol açmamak için, böyle bir durumda ‘alerjik nezle’ demek daha doğrudur. Sadece nezle dendiğinde, virüslerin sebep olduğu burun iltihabı anlaşılmalıdır. Soğuk algınlığına üşütme mi sebep olur? Son günlerde medyada ‘nezlenin üşütme ile ilgisi olduğu gibi yaygın bir kanaat olduğunu, ancak bunların üşütme ile bir ilgisi bulunmadığını’ açıklayan öğretim üyelerinin haberlerini okuyup kafanızın karıştığını biliyorum. Soğuk algınlığının üşütme ile hiçbir ilgisinin olmadığının ileri sürülmesi pek de doğru değil. Soğuk algınlığı elbette ‘soğuğa maruz kalmadan’ virüsler aracılığı ile de bulaşan bir hastalıktır, ama aynı zamanda hemen herkesin de yaşamış olduğu gibi ‘üşüterek’ de meydana gelebilir. Üşütmenin nasıl soğuk algınlığına yol açtığına gelince: Soğuk havaya maruz kaldığımızda burundaki damarların büzüşmesi sonucu kan akımı azalır ve solunum yollarındaki titrek tüycüklü temizleme mekanizması bozulur. Bu ise, vücut savunmasını bozarak burnumuzda zaten bulunan, ama uyku halinde olan virüslerin çoğalmağa başlamalarına ve hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Üst solunum yolları viral enfeksiyonu, ya da kısaca ÜSYE Burada kafa karıştıran durum ‘soğuk algınlığı’ ifadesinden kaynaklanıyor. Bu hastalığa ‘üst solunum yolları –viral- enfeksiyonu’ (ÜSYE) dense, sanırım mesele kalmayacak. Üst solunum yolları viral enfeksiyonları, üşüterek burunda uyuyan virüslerin uyanıp çoğalmaya başlamasıyla da; hiç soğuğa maruz kalmadan ‘sıcacık bir ortamda’ hasta kişiden alınan virüslerle de ortaya çıkabilir. Bilmem anlatabildim mi?

----------------------------------------------------------------------------------------------------

   BEYNİN ÇÖZÜLEMEYEN 10 SIRRI..

1. Bilgi nöronlarda nasıl kodlanıyor?

Beynin en karışık işlemlerinden bir tanesi, bilginin kodlanması. Bu süreçte beyindeki nöronlar, yani sinir hücreleri, zarlarının dışında elektrik akımı oluşturuyor. Bu elektrik akımları, ‘akson’ adı verilen uzantılara ulaşarak, onlar vasıtasıyla gerekli olan kimyasal sinyallerin açığa çıkmasını sağlıyor.

Bu akımlar sayesinde dünyayla, çevremizde olup bitenle ilgili bilgiler beynimize aktarılıyor. “Ne görüyorum?”, “Aç mıyım?”, “Hangi sokağa sapayım?” gibi sorulara yanıt işte böyle bulunuyor.

2. Anılar beyinde nasıl saklanıyor ve nasıl tekrar hatırlanıyor?

Bir kişinin ismi gibi, yeni bir şey öğrendiğinizde beynin yapısında birtakım fiziksel değişiklikler meydana geliyor. Ancak bu değişikliklerin hâlâ ne tür değişiklikler olduğunu, nerelerde meydana geldiğini, bilginin nasıl depolandığını ya da yıllar sonra tekrar hatırlanarak tekrar nasıl gündeme getirildiğini anlayamıyoruz.

Beyinde çeşit çeşit hatıralar var. Ancak beyin, ‘kısa dönem anılarla’ (yeni öğrenilen bir telefon numarasını hatırlamak gibi), ‘uzun dönem anıları’ (geçen yıl doğum gününüzde yaptıklarınız gibi) birbirinden bir şekilde ayırıyor. Beyin travması ya da beynin zarar görmesi ise bu yetenekleri bozabiliyor.

3. Beyin, geleceği nasıl öngörüyor?

Çoğu zaman gelecekle ilgili birtakım planlarımız ve öngörülerimiz olur. Geleceğin nasıl şekilleneceğini düşünürüz. Beynimizde, gelecekle ilgili bir şekil vardır. Ancak beynin bu ‘gelecek simülasyonunu’ nasıl yaptığı henüz anlaşılmış değil. Beyin, dünyayla ilgili öngörülerde nasıl bulunabiliyor? Bilim adamları hâlâ bunun yanıtını arıyor.

4. ‘Duygu’ ne demek?

Beyin, sadece bilgi biriktiren bir organ değil; aynı zamanda duygu, motivasyon, korku ve umutları barındıran bir organ. Bütün bunlar bilinçaltında olan şeyler aslında...

Örneğin beynin duygularla ilgili bölümü sinirli yüzlere, o yüzleri görmeden de tepki verebiliyor. Kültürler arasında da temel duyguların dışa vurulması, aslında birbirine benziyor. Hatta Darwin’in de gözlemlediği gibi, temel duyguların ifade edilmesi bütün memelilerde benzer.

Bilim adamları, insanların fiziksel tepkilerinin sürüngenlerin ve kuşların tepkilerine çok ciddi bir şekilde benzediğine dikkat çekiyorlar.

5. Zekâ nedir?

Zekâ farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Ancak ‘biyolojik’ açıdan zekânın ne anlama geldiği henüz bilinmiyor. Milyarlarca nöron, bilgiyi ‘harekete geçirmek’ için nasıl birlikte çalışıyor? Gereksiz bilgi beyinden nasıl siliniyor? İki kavram ‘birbirine uyunca’ ve böylece bir soruna çözüm bulduğunuzda, beyinde neler oluyor? Zeki insanlar bilgiyi beyinlerinde ‘hatırlaması kolay’, ayrı bir bölgede mi muhafaza ediyorlar?

Beyin fonksiyonlarının temel işleyişiyle ve nöronlar arasındaki bağlantılarla ilgili, bilim adamlarının elinde hâlâ çok az bilgi var. Ancak zekânın, beynin tek bir alanıyla değil, pek çok bölgesiyle ilgili olduğu üzerinde duruluyor. İnsan beyninin diğer canlılardan farkı hâlâ araştırılıyor.

6. Beyin, ‘zamanı’ nasıl algılıyor?

Alkışladığınızda ya da parmağınızı ‘şıklattığınızda’ sesi mi daha önce duyarsınız, hareketi mi daha önce görürsünüz?

Her ne kadar duyma yeteneği, görme yeteneğinden daha hızlı çalışsa da, parmakların görüntüsüyle, çıkarılan ses aynı anda gerçekleşiyormuş hissi doğuyor. Yani beyin pek çok olayın aynı anda gerçekleştiği ‘hissi’ yaratarak aslında bizi ‘kandırıyor’. Beynin zamanla ‘oynadığını’ aslında çok kolay anlayabilirsiniz.

Aynanın karşısında sol gözünüze bakın. Daha sonra bakışınızı sağ gözünüze kaydırın. Gözlerinizi diğer tarafa çevirmek bir zaman alıyor elbette. Ancak siz gözlerinizin hareket ettiğini görmüyorsunuz. Gözlerinizi kırpıştırdığınızda da aslında gözleriniz çok kısa süreliğine de olsa karanlıkta kalıyor. Ancak bu karanlığı da görmüyorsunuz.

7. Nasıl uyuyor ve rüya görüyoruz?

Zamanımızın üçte birini uyuyarak geçiriyoruz. Araştırmalara göre, az uyumak sinir sisteminde bozukluğa yol açıyor. Canlılar uyuduklarında beynin bir bölümü de uyuyor, ama uykunun mekanizması, işleyişi hâlâ bilinmiyor.

Uykuda nöronların aşırı derecede hareket halinde oldukları biliniyor.

Ayrıca önemli bir sorunu çözmeden önce uyumanın, o sorunu çözebilmek açısından yararlı olduğu da düşünülüyor. Düzenli uykunun, öğrenme kapasitesini de artırdığı söyleniyor. Özetle, uyku sayesinde beyin bir şekilde gerekli bilgileri depoluyor, gereksizleri ise ekarte edebiliyor.

8. Beynin ayrı ayrı olan sistemleri, birbirleriyle nasıl bütünleşiyor?

Gözle bakıldığında, aslında beynin her bölgesi aynı görünüyor. Ancak aktivitelerini, işlevlerini ölçtüğümüzde, her nöron bölgesinde farklı bilgilerin kayıtlı olduğunu görüyoruz.

Örneğin görme yeteneğini ilgilendiren bölgenin içindeki alanlarda hareketler, yüzler, köşeler ve renklerle ilgili çeşit çeşit bilgiler bulunuyor. Yetişkin bir insanın beynini, çeşitli ülkelerin bulunduğu bir dünya haritasına benzetebiliriz. Beynin içinde koku, açlık, acı, hedef koyma, sıcaklık, öngörü ve daha pek çok şeyle ilgili ‘beyin ağları’ var. Farklı işlevlerine rağmen bu sistemler birbirleriyle bir şekilde bütünleşerek çok iyi bir işbirliğine giriyorlar.

9. ‘Bilinç’ nedir?

İlk öpücüğünüzü düşünün. Bu, hafızanızdan hiç çıkmaz. Peki bu hafıza, bu deneyimi yaşamadan, bu deneyimin bilincinde olmadan önce neredeydi?

Modern bilimde, ‘bilinç’ çözülememiş olan en önemli sırlardan biri. Bilinç, tek bir fenomen değil. Peki ne? Bilinç, beyindeki hangi sistemlerle ilgili? Bilim adamlarının bu konuda da hiçbir fikri yok...

Şimdiye kadar yapılan araştırmalara göre, bilinç konusunda, büyük bir ihtimalle yine bir grup aktif nöron iletişim içinde.

Bilincin altında yatan mekanizmanın moleküllerle ya da hücrelerle ilgili olabileceği üzerinde de duruluyor. Belki de mekanizma, bu sistemlerin etkileşimleriyle oluşuyor. Bilim adamları bu sıralar bilincin, beynin hangi bölgeleriyle ilgili olduğunu araştırıyorlar.

10. Bilgisayara karşı beyin...

Beyindeki elektrik akımlarının hızının, bilgisayarlardaki sinyal hızından 100 milyon kat daha fazla olduğunu biliyor muydunuz?

Bir insan, arkadaşını hemen tanırken, bir bilgisayarın bir yüzü tanıması genellikle çok zor oluyor. Beynin pek çok işlemi aynı anda yaptığını söyleyen bilim adamları, beynin bütün bölgelerinden gelen bilgilerin tek bir bölgede birleşmediğini, ancak bu farklı bölgelerin kendi aralarında güzel bir ‘işbirliğine’ girdiklerini ve bir ağ, yani ‘network’ oluşturduklarını belirtiyorlar. Bizim de dünyaya olan bakış açımız işte bu karmaşık network sayesinde oluşuyor.

------------------------------------------------------------------------------------------

                       CEBİN KISA YOLLARI

Cep telefonu belki de yüzyılın en büyük icadı. Hayatımızda bir vazgeçilmez olarak çoktan yerini alan cep telefonlarının özelliklerini kullanma kılavuzu sayesinde öğreniyoruz. Bir de kitapçıkta yer almayan GSM operatörlerinin abonelere sunduğu kısa yollar var. Telefonunuzu daha iyi kullanmak için kısa yolları derledik. Cep telefonları gün içerisinde elimizden düşürmediğimiz, hem telefon hem saat hem ajanda, telefon fihristi, oyun oynama ve çalar saat yerine kullandığımız son yüzyılda belki de en önemli icat. Eğer cihazımız normal bir telefondan öte bir de akıllı telefon olarak tanımlanan PDA’lardan ise iletişimden öte hizmetleri bulabiliyorsunuz. Telefonların özelliklerini kurcalaya kurcalaya, kitapçıkları sayesinde öğreniyoruz. Bir de bazen kitapçıkta yer almayan, çoğunlukla da telefondan çok GSM operatörleri Turkcell, Vodafone ve Avea’nın kullanıcılara sunduğu cihaz hakkında bilgi almayı veya kullanmayı kolaylaştıran kodlar, kısa sorgulama numaraları var. Son zamanlarda popüler olan kısa kodlara bilinmeyen numaralara cevap vermemek için gönderilen kod eklendi. Birçoğumuzun, Telekomünikasyon Kurumu’nun cep telefonunda kayıt dışı cihazları yasal hale getirme sürecinde öğrendiğimiz IMEI numarası sorgulama gibi genel kodlar GSM operatörlerinin kodlarına göre azınlıkta kalıyor. Biz de telefon üreticileri ve GSM operatörleriyle görüşerek, elinizin altında bulunduğunda yararı olabilecek USD servislerini bir araya getirdik. IMEI bilgisi öğrenme, cihazlardan ve GSM şirketlerinden bağımsız olarak bütün cep telefonlarında aynı: *#06# 

Motorola marka telefonlardaki kullanım kolaylıkları: Çok kullanılan özellikler telefona kısa yol olarak atanabiliyor. Ortadaki hareket (dolaşım) tuşunda sağa, sola, yukarı, aşağı basarak kullanıcıların kendisinin belirlediği 4 fonksiyona ulaşılabiliyor. Sağ ve sol seçme tuşlarına basarak kullanıcıların kendisinin belirlediği 2 fonksiyona ulaşılabiliyor. Cihazın yan tarafında bulunan akıllı tuşa basarak 1 fonksiyona ulaşılabiliyor. Bazı telefonların tuş takımının üzerinde özel uygulama tuşları var. Örneğin müzik çalara gitmek için özel tuş veya mesajlaşmaya gitmek için özel tuş gibi. Ses azaltma-artırma tuşları cihazın yan tarafında. Bu tuşlar bir çağrı geldiğinde müsait değilseniz telefonunuzu meşgule düşürmeye da yarıyor. Tuş takımında bir tuşa basarak çalma stili değiştirilebilir. Sesliden titreşime veya titreşimden sessize gibi. Bir fotoğraf çekildiğinde istenirse önceden belirlenmiş bir kişiye çekilen fotoğraf otomatik olarak MMS olarak gönderilebiliyor.

Nokia cep telefonlarında kullanılan kısa kodlar Series 40 modellerde (*) tuşuna basıldığında resim tam ekran yapılabiliyor. Tekrar aynı tuşa basıldığında resim eski haline dönüyor. Symbian için (N95 hariç) galeriden resimler açıldığında 7 tuşuna basıldığında resim ilk olarak yakınlaşıyor. Daha sonra yine aynı tuşa basıldığında resim tam ekran yapılıyor. 5 tuşuna basıldığında resim kademeli olarak yakınlaşıyor. 0 (sıfır) tuşuna basıldığında ise resimler kademeli olarak uzaklaşıyor. Resimler yakınlaştırıldığında 2/4/6/8 tuşları kullanılarak istenilen yöne sürüklenebiliyor. Menüye girildiğinde ekranda görünen 9 klasör veya Mesajlar, Rehber, Ajanda gibi programı rakam tuşlarıyla seçip direkt uygulama ile çalıştırmak mümkün. Eğer ilk sırada Mesajlar varsa 1 tuşuna, ikinci sırada Rehber varsa 2 tuşuna, yedinci sırada saat varsa 7 tuşuna basıldığında bu uygulamalar çalışıyor veya klasörler açılıyor. 0 (sıfır) tuşuna devamlı basılı tutulduğunda Web Browser açılıyor. Nokia’da telefonun versiyonunu öğrenmek için *#0000#, telefonun Bluetooth adresini öğrenmek için ise *#2820# tuşlanması gerekiyor.

Sony Ericsson marka telefonlardaki kolaylıklar Walkman telefonlarımızda özel W tuşuyla direkt Walkman’i başlatıyor. Fotoğraf tuşuna basıldığında direkt fotoğraf makinesi aktif hale geliyor. Bu bazı modellerde direkt lens kapağını da açarak çekime hazır hale getiriyor. Telefon çalarken ya da titreşimdeyken #’a basınca sesi ya da titreşimi duruyor. Bekleme anında #’a basılı tutunca telefon sessiz moda alınıyor. 5 yönlü menü, düğmeli telefonlarda tuşun istenen yönüne kısa yol atanabiliyor. Mesela, sol oka basıldığında direkt mesaj yazma menüsüne, sağ oka basıldığında alarm ayarına, üst ok ise direkt takvime ulaştırabiliyor. Konuşma esnasında telefonun yanındaki üst ve alt ok düğmeleri ile kulaklık sesi açılıp kısılabiliyor. Telefonun on-off tuşuna bir kez kısa basılarak toplantı modu, genel mod, ofis modu gibi önceden ayarlanmış modlar arasında geçiş yapılabiliyor, telefon sessiz moda da alınabiliyor. Herhangi bir rehber kaydı, mesaj, fotoğraf ya da mp3 direkt C tuşuna basılarak silinebiliyor. Mesaj gönderen numara, mesajın üzerindeyken direkt arama tuşuna basılarak aranabiliyor.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

                 GÜLDÜREN ŞİKAYETLER

-Erzincan'da aşırı sıcaklardan bunalan bir ev hanımı raflarını çıkardığı buzdolabının içine minder koyarak oturmuş. Kapısı açık kalan buzdolabının kompresörü bozulunca "İyi soğutmuyor" diyerek üründen şikayetçi olmuş.

- Diyarbakır'da fritöz alan bir müşteri, ürünün ilk kullanımda eridiğini görünce firmanın yolunu tutmuş. Büyük bir hırsla içeri giren müşteri, elindeki erimiş fritözü göstererek kendisine arızalı mal satıldığını söylemiş. Fritözü gören satış görevlisi nasıl kullandığını sorunca adam anlatmış; "Ocağı yaktım, fritözü üzerine koydum. İçine yağ koydum. Ama yanmaya, erimeye başladı." Satış görevlileri müşteriyi kusur kendisinde olduğu için ürünü değiştiremeyeceklerine ikna etmekte oldukça zorlanmış.

- Bulaşık makinesi her işe yarar. Servis elemanları Türkiye'nin dört bir yanından gelen "Bulaşık makinem tabakları, bardakları çiziyor ya da şu boşaltmıyor" şikayetlerini incelemek için gittikleri evlerde müşterilerin ıspanak, lahana gibi yıkanması zor sebzeleri bulaşık makinesinde yıkadıklarını, hatta salça yapmak için domatesleri bulaşık makinesinde yumuşatanlar olduğunu görünce şoke olmuşlar. Sebzelerdeki kumun, su çıkış borularını tıkadığı ya da makinenin içinde kalarak bulaşıkları çizdiği, bunun da arızaya yol açtığı ortaya çıkmış.

- Mersin'de son model bir ütü alan tüketici, elektrikler kesilip işi yarım kalınca elektriksiz ütü yapmanın yöntemini keşfetmiş! Ütüyü ocakta ısıtarak işine devam etmek isteyen ev hanımı, ütünün gövdesinin yanması üzerine bayisine başvurarak, ütünün değiştirilmesini istemiş.

- Şanlıurfa'da bir müşteri, satın aldığı mikrodalga fırında yumurta kaynatmayı denemiş. Deneme basınç nedeniyle yumurtanın patlamasıyla sona ermiş. Mikrodalga fırının infilak etmemesi şans olarak değerlendirilirken müşteri, "Yumurta bile kaynatamıyor. Bu fırını ne yapayım? Paramı geri verin" diyerek bayisine fırını iade etmeye kalkmış.

- Mersin'de fırının içinde elbisesinin yandığını söyleyen bir müşteri teknik servisi çağırmış. Elbisenin yanarak fırının içine yapışmasından muzdarip tüketiciye, fırınında sadece yemek pişirmesi önerilmiş. Fırının içinde çamaşır kurutma vakalarına sıklıkla rastlayan servis elemanları ayrıca çok sayıda beyaz eşya sahibinin fırınlarının içini mutfak dolabı olarak da kullandığına tanık olmuş. İçinde unutulan şeker, elbezi, mutfak önlüğü gibi malzemelerin yanması sonucu fırınların kullanılamaz hale geldiği belirlenmiş.

- Diyarbakır'da ise buzdolabının içini aydınlatan ışığı yetersiz bulan bir vatandaş, içine birkaç mum yerleştirerek kendince sorunu çözmüş. Ancak mum buzdolabının tavan kısmını yakınca üründen şikayetçi olmayı ihmal etmedi.

- İstanbul'daki bir müşteri de kettle'ının (su kaynatıcı) eridiği şikayetiyle servise başvurmuş. Kettle'ın elektrik ile çalıştığını bilmeyen müşterinin ocağın üzerine su ısıtıcısını koyarak suyu ısıtmaya çalıştığı anlaşılmış. Ocaktaki ateşin erittiği kettle'in yenisi ile değiştirilmesinde müşteri çok ısrarcı olmuş. İstanbul'daki başka bir müşteri de elektrikli karıştırıcıyı tencerenin içinden çıkarmadan yemek pişirmiş. Alet eriyince de şikayetçi oldu.

- Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki tüketici toplantısında bir kişi, buzdolaplarının sebzeliklerinin daha büyük olması gerektiğini söylemiş. Bu talebinin nedeni sorulduğunda, "Yaz ayları çok sıcak geçiyor. Ayakkabılarımızı içine koyup soğutuyoruz. Sebzelikler büyük olursa daha çok ayakkabı soğutabiliriz" cevabını verdi.

- Elazığ'ın Maden İlçesi'nde mağarada oturan bir vatandaş, aşırı sıcaklardan bunalarak klima almış. Mağarada elektrik bulunmaması sebebiyle dışardan kaçak elektrik çekmiş. Yetersiz olan elektrik klimanın performansını bozunca tüketici, klimanın randımanı düşük diye şikayette bulunmuş.

- Bir bilgisayar firmasına müşteriden gelen şikayet: 'İlk disketi sürdüm, ikincisini sürerken çok zorlandım üçüncüsü asla içeri girmiyor.'

- Yeni aldığı bilgisayarın çalışmadığını ileri sürerek firmaya başvuran kadın sürekli, 'Ayak pedalına basıyorum basıyorum makineden hiç ses gelmiyor' demiş. Ayak pedalı'nın fare olduğu ortaya çıkmış.

- Bir bilgisayar firmasının müşterisi dokümanı yazıcıya aktaramadığından şikayet etmiş. 'Bilgisayar yazıcıyı görüyor mu' sorusuna karşılık 'Ekranı yazıcıya doğru çevirdim ama hala görmüyor' cevabını vermiş.

- Firmayı arayan bir müşteri, bilgisayarının faks çekememesinden şikayet etmiş. 40 dakikalık telefon görüşmesi sonucunda adamın kağıdı monitöre dayayıp 'Gönder' tuşuna bastığı ortaya çıkmış.

                      BERMEKİLER

 Günün birinde; Halife Harun Reşid, Bermek olan veziri Cafer bin Yahya ile birlikte, “Saray’ın bahçesi”nde gezerken, canı “meyve” çekiyor...
“Elma”yı dalından koparmak için uzanıyor, ne var ki; “biraz şişman ve orta boylu” olduğu için, meyveye yetişemiyor!..
Veziri Yahya’ya diyor ki;
“Omzuma çık, o meyveyi kopar ve bana ver!”
Vezir “zayıf” olduğu için, “Halife’nin omzuna” çıkıyor ve meyveyi koparıp, veriyor...
Meyveyi yiyen Halife Harun Reşid, “çok lezzetliymiş” diyor, “Bana bahçıvanı çağırın... Bu lezzetli meyveden dolayı onu ödüllendireceğim.
” Zaten az ileride duran ve olan-biteni “hayretle” seyreden bahçıvan geliyor...
Halife, ona;
“Sana bir ödül vereceğim, dile benden ne dilersen” diyor...
Bahçıvan diyor ki;
“Sultanım, sizden bir tek isteğim olacak... Bana, benim Bermekî olmadığıma dair bir belge verir misiniz?”
Halife şaşırıyor!..
“Herkes devlet kademesinde görev almak için bir Bermekî şeceresi uydururken, herkes Bermekî olmaya can atarken, sen niye Bermekî olmadığına dair belge istiyorsun ki?..
Kaldı ki, sen bir Bermekî’sin!..
Bermekî olmaktan niye kaçınıyorsun?..”
“Belge”yi almakta ısrar eden bahçıvan diyor ki;
“Evet, bir Bermekî’yim... Ama, madem ki, benden bir istekte bulunmamı istediniz... Ben bu belgeyi istiyorum, başka da bir isteğim yok!”
Halife Harun Reşid de;
“Madem ısrar ediyorsun, istediğin belgeyi vereceğim sana” diyor ve daha sonra da, o belgeyi veriyor bahçıvana...
HALİFE UYANINCA!
Aradan günler, haftalar geçer...
Halife Harun Reşid, yattığı “uyku”dan uyanır, “göz”leri açılır, “kulak”ları duymaya başlar...
“Civar ülkelerden gelen uyarılar”ın ve “halktan yükselen tepki”lerin, hiç de yersiz olmadığını düşünmeye başlar!..
Öyle ya;
Civar ülkelerde “güçlü Arap emirleri” varken, Abbasi Devleti, “İran asıllı Bermekîler” tarafından yönetilmektedir!..
Dahası, devletin temelini “Araplar” oluşturduğu halde; devletin bütün kademeleri, “İran asıllı Bermekîler” tarafından elegeçirilmiştir!..
Bermekîler ise;
Halife Harun Reşid’in kendilerine beslediği “büyük güven ve yakın ilgi”yi “istismar” ederek, sadece “Saray kademeleri”ni değil, “eyaletleri de kendi yandaşları ile yönetmeye” başlarlar!..
Anlayacağınız; Devletin her kademesini bir “ur” gibi sarmışlar, en ücra yerlerine bile “kendi adamlarını” yerleştirmişlerdir!..
Yattığı “derin uyku”dan uyanan ve gözleri faltaşı gibi açılan Halife, Bermekîlerin “Paralel bir devlet” kurduklarını, “ülkenin her yanını elegeçirdiklerini” ve “kendisini devredışı bıraktıklarını” fark edince, derhal emir verir:
“Bermekîleri kılıçtan geçirin!..
Yaşlılarını da zindana atın!”
BAHÇIVAN KURTULUR, ÇÜNKÜ!
Emir, yerine getirilir!..
803 yılında, “Halife ile gece-gündüz beraber” olan ve yanından hiç ayrılmayan vezir Cafer bin Yahya öldürülür!..
Cafer’in babası Yahya bin Halid ve kardeşleri Fazıl, Muhammed ve Musa hapsedilir!..
Yahya 804, Fazıl 805 senesinde hapisteyken vefat ederler...
Ailenin geri kalanlarının da “servet”lerine el konulur...
Böylece bu “zengin ve güçlü aile” yoksulluk içinde tarih sahnesinden silinir, gider!..
Peki, “bahçıvan”a ne olur?..
Halife’nin emri üzerine, görevliler “bahçıvan”ın evine de giderler...
Ya kılıçtan geçirecekler, ya hapse atacaklardır!..
Ama, bahçıvan; hemen, “Bermekî olmadığına” dair, “Halife imzalı belge”yi gösterir!..
“Gördüğünüz gibi, ben Bermekî değilim” der ve kellesini kurtarır!..
“Kılıçtan geçirme ve zindana atma operasyonu” sona erince, Harun Reşid, son durumu öğrenmek için “kurmay”larını çağırır ve sorar;
“Emrimi yerine getirdiniz mi?”
Kurmaylar der ki; “Listedeki herkes; ya kılıçtan geçirildi, ya zindana atıldı... Sadece bir adam kaldı... Ama, ona dokunamadık, çünkü elinde sizin imzaladığınız bir belge vardı!”
Halife; “Hatırladım ben onu... Onu bulun ve bana getirin” der...
VEZİR OMUZUNUZA BASINCA!
Bahçıvan huzuruna getirilince, Harun Reşid sorar adama;
“O gün, Bermekî olmadığına dair, benden ısrarla belge istedin... Ben de verdim... Peki, bugünlerin geleceğini nereden anladın?”
Bahçıvan der ki;
“Sultanım; hani, o elmayı koparmak isterken, vezir, sizin omzunuza basmıştı ya... İşte o an dedim ki; eyvah, bizim sonumuz geldi!”
Harun Reşid, araya girip;
“Ama ben söyledim omzuma basmasını” deyince, bahçıvan der ki; “Farketmez sultanım... Sizin, Sultan olarak, vezirinizin omzunuza basmasını istemeniz bir alicenaplıktır, büyüklüktür... Siz istemiş olsanız bile, vezirinizin omzunuza basması ise; hem şımarıklık, hem hadbilmezlik, hem de küstahlıktır!..
Sizin omzunuza basıp meyveyi koparmak yerine, pekâlâ beni çağırabilir ve benden isteyebilirdi!..
Bir adam, vezir de olsa, sultanının omzuna basacak kadar cüretkâr ve hadbilmez olduysa, bunun sonu felâkettir!..
Ben, işte o gün bu felâketi gördüm ve sizden o belgeyi istedim.”04.01.2015 H.KK
Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam13
Toplam Ziyaret43773
Üyelik Girişi
GÜZEL SÖZLER
Hava Durumu
Anlık
Yarın
14° 6°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.28855.3097
Euro5.98446.0084
Saat
Takvim